5/5/2009 · Kategori: SAGLiK
Hollanda'daki Wageningen Üniversitesinden bilim adamları, günde 20 grama kadar alkolün yaşam süresini yaklaşık 2,5 yıl uzatabileceğini, bu miktarın üzerine çıkıldığındaysa yaşam süresinin kısaldığını vurguladı.
"Journal of Epidemiology and Community Health" dergisinde yayımlanan araştırmada, günde yarım kadehi geçmemek koşuluyla sadece şarap içen erkeklerin yaşam süresinin ise, hergün bira ya da başka alkollü içkileri tüketenlere göre 2,5 yıl uzun olabileceği belirtildi.
1960-2000'de yaklaşık 1400 erkeğin ne tür alkollü içki tükettiklerini, bunun miktarını, sigara kullanıp kullanmadıklarını, hayat tarzlarını, sosyal statülerini, beslenme alışkanlıklarını ve kilolarını inceleyen bilim adamları, günde sadece 20 gram şarap içenlerin ömrünün hiç alkollü içki tüketmeyenlere göre 5 yıl uzun olabiceğine dikkati çekti.
Araştırmada şarabın özellikle kalp-damar ve beyin damarları hastalıkları riskini azaltabileceği vurgulandı.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
8/11/2008 · Kategori: SAGLiK
Cilt ürünleriyle tanınan Olay markasının geçtiğimiz günlerde düzenlediği 'Regenerist Güzellik Paneli' için Türkiye'ye gelen dünyaca ünlü yüz bakım uzmanı Anastasia Achilleos, estetik operasyon olmadan yüzümüzdeki şişliklerden ve kırışıklıklardan kurtulmanın yollarını anlattı. Naomi Campbell ve Kate Moss gibi ünlü isimlerin yüz bakım uzmanı olan ve İngiltere'nin 'En İyi Yüz Bakım Uzmanı' seçilen Achilleos'ten, yüz masajıyla daha genç görünmenin sırları...
SADECE SÜRMEYİN!
* İyi bir cilt bakım ürününün cildin gençliğini korumadaki rolü büyük. Ama kadınlar bu ürünleri ne kadar doğru kullanıyor?
Kadınların yaptığı en büyük hatalardan biri cilt bakım ürünlerini ciltlerine sadece 'sürmeleri'. Oysa cilt bakımı vakit ister, cilt bakım kremleri cilde sadece sürülmemeli, masajla iyice yedirilmelidir.
* Bu masajı herkes yapabilir mi?
Tabii, herkes rahatlıkla yapabilir. Kremi; yüz kemiklerinizi hissederek, ancak cildinizi fazla hırpalamadan, doğru noktalara basınç uygulayarak sürmeniz gerekiyor.
Losyon ya da kremi uygulamanın bir püf noktası var mı?
Losyon ya da krem uygulayacaksınız; uygulayacağınız miktarı, avucunuza döküp avuçlarınızı birbirine sürterek ısıtın. Sonra ürünü; yanak, alın kaslarınıza saç derinize doğru ileri geri ve dairesel hareketlerle hafifçe bastırarak uygulayın. Ayrıca, cilt bakımı yapmadan önce günde iki dakika yüzünüze masaj yaparsanız, gözaltı torbaları ile yüzünüzdeki şişliğin indiğini görürsünüz.
* Siz aslında yaptığınız yüz masajlarıyla ünlüsünüz değil mi?
Bu endüstrideki herkes, benim cilde masaj yapılması gerektiğine çok önem verdiğimi bilir. Tam 12 yıldır bu konuda çalışıyorum. Anti- aging ve anti-oksidan malzemelerini karıştırıp masaj yaptığınızda, kesinlikle cildinizin yeni bir şekle girdiğini göreceksiniz. Elinizle vereceğiniz derinlikler, yapacağınız masaj, sizi arkadaşlarınız arasında bir fenomene dönüştürebilir! Benim, yaşlarının çok ötesinde genç gösteren müşterilerim var, arkadaşları onlara 'Ne yaptın?', 'Yüzüne ne oldu?' diye soruyor. Bunun tek bir cevabı var: Cildinize doğru anti-aging ürünleriyle masaj yapmak.
Cilt bakımıma ekstra özen gösteriyorum!
Olay'ın Regenerist serisinin Türkiye elçisi olan 1990 Türkiye güzeli, başarılı haber spikeri Jülide Ateş, yüz bakımının kendisi için çok önemli olduğunu söylüyor. İşte anlattıkları:
* Kendinize ait güzellik sırlarınız var mı?
Kendimi genç hissetmek için düzenli olarak spor yapıyor, beslenmeme dikkat ediyorum. Tabii cildimin genç görünmesi de benim için çok önemli. Senelerce ekranda yüzüyle yer alan biri olarak, cildime ekstra bir özen gösteriyorum. Cildim, benim için fiziksel görünümümün en önemli parçası. Cildimin, uzaktan bakıldığında güzel görünmesinin yanında, yakından bakıldığında da pürüzsüz ve genç görünmesi benim için çok önemli. Bu nedenle gündüz kremi, gece kremi, göz serumu, UV losyon ve serumdan oluşan bir cilt bakım serisi kullanıyorum.
ÇOK TİTİZLENİRİM
* Kullandığınız ürünlerden genelde neler beklersiniz?
Gözle görülür neticeler elde edebileceğim bir performans bekliyorum. Yaşım ilerlese bile hem sağlık olarak hem de görünüm olarak kendimi genç hissetmek istiyorum. Bu nedenle cilt bakımı konusunda zorlu işlemlere başvurmadan, etkili sonuçlar alabileceğim ürünleri tercih ediyorum. Cilt bakım ürünümü titizlikle seçiyorum, önce çok detaylı araştırmalar yapıyorum ve ürüne güvendikten sonra kullanıyorum.
* Sizce genç, sağlıklı bir cilde sahip olmanın altın kuralları nedir?
Altın kural denir mi bilmiyorum ama sonuçta, birçoğumuz yaşadığımız stresi, huzur ve sükunet ile dengeleyerek gençliğimizi korumaya çalışıyoruz. Ekranda senelerce yüzüyle bulunan, günde birkaç kez makyaj yapılan biri olarak cilt bakımıma hep ekstra özen gösterdim. Bir tüketici olarak, kullandığım her ürünün içeriğini çok detaylı incelerim. Örneğin şu an kullandığım ürün de peptid bazlı bir ürün, aminopeptid kompleksi içeriyor.
Estetik yaptırmayı düşünmüyorum
* Estetik müdahaleler hakkında ne düşünüyorsunuz? Birçoğumuz gibi bana da estetik müdahaleler zorlayıcı geliyor. Bu nedenle kullandığım cilt bakım ürününden, gözle görülür neticeler elde edebileceğim bir performans bekliyorum. Çünkü operasyonlar, doğal görünümü yok edebiliyor. Açıkçası Türkiye elçisi olduğum Olay'in Regenerist serisini denedikten ve sonuçlarını kendi cildimde gördükten sonra uzun yıllar estetik müdahale yaptırmayı düşünmüyorum.
Nasıl yüz masajı yapılır?
Kararlı ancak cildi acıtma-yan hareketlerle masaj yapın.Önce ellerinizi; parmaklarınız al-nınıza, avuçlarınız yanaklarınıza gelecek biçimde yüzünüze koyun.Alnınız, yanaklarınız ve çeneniz üzerinde dairesel hareketlerle masaj yapın. Bunu dört keztekrarlayın. Ardından gözyu-vasının hatlarını takipederek gözlerinizemasaj yapın.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
5/10/2008 · Kategori: SAGLiK
Doç. Dr. İsmail Apak, migren hastalığının sosyo ekonomik durumları yüksek kişilerde daha sık görüldüğünü söyledi.
Diyarbakır Nöron Tıp Dal Merkezi Sorumlu Hekimi Doç. Dr. İsmail Apak, migrenin zaman zaman kafanın bir yarısında meydana gelen ve 4 ile 24 saat arasında süren şiddetli baş ağrısı olduğunu belirterek, hastaların zaman zaman migreni oluşan diğer baş ağrılarıyla karıştırdığını bildirdi.
Beyindeki damarların genişleyip daralması olan migrenin 8 yaşında da başlayabileceğini ve 45-50 yaşına kadar sürebileceğini bildiren Doç. Dr. Apak, migren hastalığının kadınlarda görülme oranın erkeklerden daha fazla olduğunu kaydetti.
Hastalığın kişide bunaltıya neden olduğu ve ışık ile gürültüden kaçma isteği yarattığını ifade eden Doç. Dr. Apak, şöyle dedi:''Migren genetik özelliği de olan bir baş ağrısı şeklidir. Kesin tedavisi olmayan rahatsızlığı, kriz döneminde hafif veya ağrıyı atlatmak ya da krizin sık sık gelmemesi için tedavi veriliyor. Kadınlarda migren menopozun ardından sona eriyor. Stres, migrenin tetikleyici unsurudur. Yoğun stres altında kalan kişilerde migren sık görülüyor. Kadınlarda adet dönemlerinde ortaya çıkabiliyor.
Migrenin sosyo ekonomik durumu yüksek kişilerde görülme oranı çok daha fazla. Çünkü bu kişiler iş yaşamı nedeniyle daha çok stres yaşıyor. Bir kadının hem iş hayatında çalışması hem de evde ev işleriyle uğraşmasını örnek verebiliriz.
Yoksul kişilerde daha az görülüyor. Çünkü yoksul kişiler, iş hayatında yaşanan stresten uzak kalıyor. Bu nedenle migren rahatsızlığı olan kişilerin stresin daha az olduğu ortamlarda bulunmalarında büyük yarar var.''
Doç. Dr. İsmail Apak, açlık ve uykusuzluğun migreni çok şiddetli tetiklediğini bu nedenle hastanın aç ve uykusuz kalmamaya özen göstermesini isteyerek, ''Migreni olan kişiler kırmızı şarap, soslu gıdalar, çikolata, sigara, çay, kahve, çerez ile yağlı gıdalardan uzak durmalıdır. Migren bazı hastalarda geçici felç ve görme kayıplarına da yol açabiliyor'' diye konuştu.
-YOKSULDA ''GERİLİM TİPİ'' BAŞ AĞRISI OLUŞUYOR-
Doç. Dr. Apak, kendilerine baş ağrısı şikayetiyle gelen hastaların yüzde 80'nin de ''gerilim tipi'' baş ağrısı olduğunu bildirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:''Bu baş ağrılarının nedeni ekonomik sıkıntı nedeniyle bulundukları ortamdan kaynaklanıyor. Kişinin yaşadığı günlük sıkıntılar baş ağrısına neden oluyor. Maddi yetersizliğin yol açtığı aile içi geçimsizlikler, gerilim tipi baş ağrılarının oluşumunu sağlıyor. Bu ağrıların oluşmaması için kişinin yaşadığı sıkıntılardan kurtulması lazım. Ancak bu da kolay bir durum olmadığı için kişi baş ağrılarını yaşamaya devam ediyor. Bu nedenle tedavi sadece hekim ile ilgili kalmıyor. Hekimi aşan bir durum da ortaya çıkıyor.''
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
6/1/2008 · Kategori: SAGLiK
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı tarafından geliştirilen TÜBİTAK destekli uygulamayla, insan vücudundaki kronik yaralar "yeşil et sineği larvası" ile tedavi edilebiliyor.
Proje sorumlusu Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Erdal Polat, yöntemin, "Türkiye'de ilk olma özelliği taşıdığını" dile getirerek, tedavinin daha çok, yarası olan diyabetik hastalarda uygulandığını, aynı zamanda hiçbir antibiyotiğe cevap vermeyen yaralarda da kullanılabildiğini bildirdi.
Tedavi yönteminin en önemli özelliğini "uygulama süresinin kısa olması" şeklinde açıklayan Yrd. Doç. Dr. Erdal Polat, bir hastada en fazla 2 veya 3 kez larvaları kullandıkları söyledi.
Polat, ölü dokunun cerrahi müdahale ile çıkarılması durumunda alttaki sağlıklı dokuya zarar verme riskinin bulunduğunu ifade ederek, larva ile tedavi yönteminde böyle bir şeyin söz konusu olmadığını, larvanın, tamamıyla yara üzerindeki ölü dokuyu temizlediğini ve bundan sonra da yaranın hızlı bir şekilde iyileştiğini anlattı.
Tedavinin uygulanışı ile ilgili de bilgi veren Polat, larvaları yara üzerine 24 saat süreyle uyguladıklarını, ölü dokunun tamamıyla temizlenmemesi durumunda aynı işlemi tekrarladıklarını kaydetti.
Tedavinin tek dezavantajının "bazı insanlarda ağrı oluşturması" olduğunu anlatan Polat, bu tip vakalarda hasta ağrıyı hissedene kadar larvaları yara üzerine 2-2,5 saat süreyle 3 seans uygulayarak sonuç aldıklarını söyledi.
"Yeşil et sineği larvalarını" 2007 yılının Şubat ayında İsrail'den getirdiklerini ifade eden Polat, ilk etapta yetişkin sineklerden aldıkları yumurtaları steril ettikten sonra 30 derecelik üretim dolaplarına kaldırdıklarını söyledi. Polat, 14-15 saat içerisinde yumurtalardan larvaların çıktığını belirterek, bunlar arasından steril olanları yaralara uyguladıklarını dile getirdi. Larvaların ölü dokuyu eriterek çıkardığını kaydeden Polat, sürekli hareket halinde oldukları için de yaranın daha hızlı canlanmasını sağladıklarını bildirdi.
Yrd. Doç. Dr. Polat, bu tedavi yöntemini dünyada 5-6 ülkenin uygulandığını belirterek, tedaviyi kullanmaya başlayan ilk ülkelerden birinin İsrail olduğunu söyledi.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

